Bugün Bergama’da birbirinden farklı iki imge bir arada bulunuyor. Biri, büyük bölümü Berlin müzesinde sergilenen Pergamon tapınağının da içinde bulunduğu Pergamon antik kenti... M.Ö. 3.-1. yüzyıllar arası bölgede hüküm sürmüş Pergamon Krallığına başkentlik yapmış olan akropol, köklü bir medeniyet üzerine inşa edilmiş bir kent kültürünün fiziksel tezahürünü sunuyor. Yönetimsel, dinsel, kültürel ve ticari işlevlerin bir araya geldiği bu yerleşimde kendi geometrik varoluşundan taviz vermeyen yapılar eklemlenerek yanyana gelirken, bu yapılar arasında kalan boşluklarda zengin kamusal alanlar oluşuyor. Antik tiyatronun günümüz için bile hayli cesametli olan ölçeği, kentteki sosyal ve kültürel yaşam hakkında fikir veriyor. Güçlü yapı grameri ve anıtsal duruşu ile antik kent, bugün bile hayranlık uyandırmaya devam ediyor.
Akropol’den aşağı bakınca görünen Bergama ise büyümüş bir kırsal dokudan ibaret. Türkiye’nin başka kasabalarında da görülebilecek az katlı tipik yapılaşma, yerini apartmanlara bırakmaya başlamış. Bergama’nın içinde kent imgesini betimleyen tek şey, üzerinde birkaç kamusal yapının bulunduğu Cumhuriyet Caddesi. Kentteki ticari aktivite, bu ve paralelinde bulunan Kaymakam Kemal Bey Caddesi üzerinde yoğunlaşıyor. Caddenin sonunda bir koru ve küçük bir de stadyum var. Bunların dışında kalan her şey kırsal
varoluş biçiminin tezahürü gibi gözüküyor. İlçede biri oldukça eski iki sinema salonu, küçük bir tiyatro ve bir kütüphaneden başka, kültürel yaşama dair işaret bulunmuyor.
Akropol ve Bergama arasında herhangi bir ilişki kurulabilir mi? Tekrarladıkça naifleşen bu soru, iki farklı kültür arasında bir kısa devre üretmekten çok, yerin saklı tuttuğu bellekten etkilenmekten çekinmeden bugünün Bergama’sının kültürel yaşamına
ev sahipliği yapan mekanın tarifini arıyor. Kültür merkezine ait alan, kentin iki ana caddesi arasında, Bergama’lıların çokça kullandığı bir parkın karşısında bulunuyor. Cumhuriyet Caddesi boyunca yer alan ticaret, burada kaldırıma mütecaviz biçimde yerleşmiş
derme çatma dükkanlar ile devam ediyor. Alanın üç kenarı boyunca devam eden bu dükkanlar, insancıl ölçekleri ve teklifsiz varoluşları ile kentin hafızasında yer etmiş görünüyor. Bu dükkanlardaki esnafı yerinden etmeden buradaki ticari yaşamın canlılığını
sürdürmek, tasarımın nirengi noktalarından biri olarak ortaya çıkıyor.
Kültür denen olgunun tüketim mekanizmalarıyla buluştuğu andan itibaren cazip ve sürdürülebilir olacağı kanısı, sofistikasyonun çok baskınlaştığı noktada cazibe kaybı, tüketimin baskınlaştığı noktada bir derinlik kaybı yaşanacağı göz ardı edilmeden önemseniyor.
Cumhuriyet Caddesindeki ticari birimler, cadde boyunca devam eden cephe hizasını tutmak üzere bir adım geri çekilerek önünde gölgelikli bir arkad yaratıyor. Bu arkad, alanı üç yandan kuşatarak içeride avluyu andıran bir iç mekan oluşmasını sağlıyor. Çift
taraflı çalışan dükkanlar avlu içindeki yaşama canlılık getiriyor. Avlu içine yerleşen üç büyük kütle, kütüphane, sinemalar ve tiyatroyu içinde barındırarak kültürel etkinliklerin yoğunlaştığı mekanları oluşturuyor. Arkadın içinden yükselerek caddeden görünür hale gelen bu kütleler, güçlü geometrileri ile barındırdıkları işlevleri temsil ederken aralarında kalan boşluklar ile kamusal kullanıma açık zengin mekanlar ortaya çıkarıyor.


İçerik: Tasarım Group